EMD TARİHİ 2
EMD’nin önerileri
"Türkiye’de sanayicisinden işçisine, çiftçisinden memuruna,
esnafından emeklisine kadar toplumun hemen bütün kesimlerinden
gelen tepkilerin, yaratılan krizin ciddi göstergesi olduğunu"
belirleyen EMD, "olayın siyasi kriz boyutu bir yana bırakılırsa,
ekonomide gerçekleştirildiği iddia edilen yapısal değişimin
ortaya çıkarttığı görünümün, şu sorunların tartışılarak çözüm
aranmasını gerektirmektedir" dedi ve sıraladı:
"- Türkiye, değişen dünya ve özellikle Avrupa koşulları
içinde edilgen konumdan kurtulma yollarını araştırmalı, bu
amaçla kalkınma stratejisinin ana hatlarını somut biçimde
sergileyecek ortamı yaratmalıdır.
- Böyle bir ortamda Türkiye’nin yeni bir ekonomik gelişme
modeline ihtiyacı vardır. Bu model toplumda en geniş uzlaşmayı
sağlayacak nitelikte olmalıdır.
- Böyle bir model içinde sanayileşme kavramının ve hedeflerinin
yeniden tanımlanarak, ekonomik politikaların bu yaklaşımla
uyumlu oluşturulmasına mutlak ihtiyaç olduğu unutulmamalıdır.
- Sanayileşmede sağlanacak yapısal dönüşüm, tarımda üretimin
sürekliliğinin koşullarını yaratacak, verimlilik ilkesine
dayalı önlemlerle birlikte yürütülmelidir.
Tüm ekonomik sorunların ekonomik önlemlerle çözülebileceği
açık olmakla birlikte, bir toplum hayatında bütün kavram ve
değerlerin ancak gerçek demokrasinin kurumlaşmasıyla hayata
geçirileceğine olan inancımızı vurgulayarak saygılar sunarız.”
Bugün Yaşadığımız Filmi Daha Önce de Gördük
EMD’nin dışa açık genel kurullarından “ilk”inde gerçekten
de harcanan çabaların sonucunu görmek açısından önemli bir
ortam yaratıldı. Öyle ki, “protokol”e mensup “zevat”ın konuşmaları
nedeniyle gündemin dernek faaliyetleri ve seçimle ilgili maddeleri
öğleden sonraya kaldı. Ertesi günkü gazetelerde EMD Genel
Kurulu, “tek sütunları” aşmış oldu.
Genel Kurula sunulan ve oybirliği ile kabul edilen bir önerge
de, EMD tarihinde bir başka “ilk”in adı oldu:
“Ekonomi Muhabirleri Derneği, dünyada basının yaşadığı tarihsel
sorunların Türkiye’de de yaşandığının bilincinde olarak, aşağıdaki
noktalara kamuoyunun dikkatini çekmeyi görev bilir.
Ağır ekonomik koşullar altında yaşayan basın çalışanları,
kendilerine doğrudan yansıyan tepkilerin yarattığı güçlükleri
aşma çabası gösterirken;
1-İktidarın aldığı sansür niteliği taşıyan tedbirler, basının
görevini yerine getirmesinde ciddi sorunlar yaratmaktadır.
2-Basına yönelik ve iktidar otoritelerince doğrudan veya dolaylı
desteklenen tedbirler, gazetecileri hedef alan ve teröre kadar
varan ilkel girişimleri hızlandırmaktadır.
3-Basın çalışanları, oluşturulan bu ortamda gerçekleri sergilemek
yerine olası tepkileri ve saldırıları göğüslemek zorunluluğu
ile karşı karşıya bırakılmaktadır.
Bu saptamaların ışığında EMD;
Basın çalışanlarının çağdaş ve demokratik çalışma ve haber
alma özgürlüklerini engelleyen sansür başta olmak üzere, basın
sektörünü iktidarın kontrolü altına almak isteyen girişim
ve kararların bütün unsurlarıyla kaldırılmasını talep eder.”
Bu duyurunun ortaya koydukları, aradan 7 yıl geçmesine rağmen
özellikle 1996 ve 1997’nin ilk yarısına kadarki dönemde basın
çalışanlarının yaşadıklarıyla hemen hemen aynı denecek noktada.
Yani… Yanisi, film aynı film. Belki aktörler, aktrisler değişti.
“Biz Artık Yeni Filmler İstiyoruz”
Yeni Yönetim Kurulu, görev dağılımının ardından yaptığı ilk
toplantıda, yeni döneme ilişkin ilk programını belirlerken,
EMD’nin basın yayın okullarıyla ilişikler kurarak, mesleğe
girecek gazetecilere ekonomi haberciliği konusunda teorik
bilgi verilmesi ve bu konunun araştırılması amacıyla üyeler
arasından bir komisyon oluşturulmasını benimsedi.
Ayrıca, diğer basın dernekleriyle dayanışma ve işbirliğine
gidilmesine de karar verildi. Zira, o dönemde topyekün gazetecilere
yönelik siyasi baskılar artarken, gösteri ve miting gibi toplumsal
olaylarda polisin gazetecileri hedef seçmesi ve yaşanan çok
ciddi saldırılar, mesleki dayanışmanın artık kaçınılmaz olduğunu
ortaya koydu. Özellikle, Güneydoğu’daki olaylar gerekçe gösterilerek
kararnamelerle getirilen yeni düzenlemeler, siyasi otoriteye
geniş yetkiler tanırken, basını da bir sansür dalgası ile
karşı karşıya getirdi. Kelimenin tam anlamıyla basın emekçileri
başta olmak üzere yazarlar ve diğer fikir adamlarının üzerine
"kara bulut" çöküyordu. Bu amaçla, bir yandan başta
Çağdaş Gazeteciler Derneği (ÇGD) olmak üzere diğer basın meslek
örgütlerinin yönetimleriyle görüşmeler yapılırken, diğer yandan
da, "vaziyet-i ahval" çeşitli açıklamalarla kamuoyunun
bilgisine sunuluyordu. Yönetim Kurulunun 30 Mayıs 1990 tarihli
toplantısında karar defterine geçen ve daha sonra Cumhurbaşkanlığı
ve Başbakanlık Muhabirleri Derneğinin yayın organı "Genç
Kalemler"de de tam metin yayınlanan açıklama, kamuoyunda
yankı uyandırdı:
"Türkiyede basın tarihi ile başlayan baskı ve sansür
uygulamaları, değişik araç ve yöntemlerle günümüzde de sürdürülmektedir.
Sivil iktidarların özellikle halkın desteğini kaybettikleri
dönemlerde ve askeri yönetimler altında şiddetini artıran
baskılar, yayın yasağından ekonomik önlemlere kadar değişik
boyutlarda kendini göstermektedir.
Günümüzde önce basının hedef gösterilmesi ve suçlanmasıyla
belirginleşen siyasi tavır, son olarak demokratik hukuk devleti
ilkelerini hiçe sayan zihniyetin ürünü kanun hükmünde kararnamelerle
açık baskıya dönüşmüştür.
Güneydoğu Anadolu Bölgesindeki olaylar bahane edilerek kararnamelerle
getirilen yeni düzenlemelerin siyasi otoriteye tanıdığı geniş
yetkiler, basını bir sansür dalgası ile karşı karşıya bırakmıştır.
Son olarak 424 sayılı KHK ile tek metinde toplanan sansür
tedbirleri, demokratik hukuk devleti ilkelerinin yanısıra
1982 Anayasasına dahi aykırı hükümler taşımaktadır. Bu kararnamenin
1-a maddesinin giriş bölümü aynen şöyledir:
‘Bölgedeki faaliyetleri yanlış aksettirmek veya gerçek dışı
haber ve yorumlar yapmak suretiyle bölgedeki kamu düzeninin
ciddi şekilde bozulmasına veya bölge halkının heyecanlanmasına
neden olacak veya güvenlik kuvvetlerinin görevlerini gereği
gibi yerine getirmelerini engelleyecek şekilde yayınlanan
her türlü basılmış eser hakkında Olağanüstü Hal Valisinin
teklifi (O dönemin ünlü Valisi Hayri Kozakçıoğlu, şimdi DYP
İstanbul Milletvekili olarak Parlamentoda görev yapıyor) veya
görüşü alınarak İçişleri Bakanlığınca bunların bölge içinde
veya dışında basılmış olup olmadığına bakılmaksızın basılmalarını,
çoğaltılmalarını, yayınlanmalarını ve dağıtılmalarını süreli
veya süresiz yasaklamak, gereğinde bunları basan matbaaları
kapatmak...’
İlk bakışta bu hüküm sınırlı bir yetkiyi içeriyor sanılabilir.
Ancak KHK ile getirilen yargı yolunun kapatılması, matbaa
kapatma cezası ile yayın öncesinde baskı yaratma iradesi,
idari nitelikteki yetkinin bölge dışında da kullanılabilmesi,
yetki kullanımının siyasi otoriteye mensup İçişleri Bakanı’na
bırakılması, asıl amacın basın üzerinde geniş kapsamlı baskı
ve sansür yaratmak olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
Aynı KHK ile basınla ilgili ceza hükümlerinin ağırlaştırılması,
bu yapılırken "yayının Olağanüstü Hal Bölgesi ile mücavir
iller içinde veya dışında basılmış olup olmadığına bakılmaksızın"
sert cezalar öngörülmesi, düzenlemenin yetkililerce savunulan
resmi gerekçesini çok çok aşar niteliktedir. Görevleri, kamuoyunu
özgürce oluşturmak; halkın haber alma ve görüş belirtme temel
haklarını serbestçe kullanmasına aracılık etmek olan basın
çalışanlarının, siyasi iktidardan gelen ve yasal kılıfa büründürülmek
istenen baskılar karşısında herhangi bir gerekçeyle ödün vermemeleri
gerekir.
Bu inancı taşıyan EMD, 2inci Olağan Ge¬nel Kurul bildirisi
doğrultusunda, basını iktidarın kontrolü altına almak isteyen
girişimlerin karşısındadır."
EMD, Genel Merkez ofisine kavuşuyor
Dernek Yönetimi, 1990ın Haziran-Eylül dönemini, üyelik başvurularının
değerlendirilmesi ve şubelerle ilişkilerin geliştirilmesinin
yanında İMKBnin seminerine katılma ve Ankara Ticaret Odası
(ATO) ile yapılması karara bağlanan ortak seminerin hazırlıkları
gibi rutin işlere ayırdı.
Bu aylarda, Ortadoğuda "suların iyice ısınması"na
neden olan İrakın Kuveyti işgaliyle patlak veren savaş ise
Türkiye ekonomisini ciddi şekilde etkilemeye başlamış, çok
sayıda üyemiz de gerek savaşı izlemek, gerekse ekonomik durumu
görmek ve görüntülemek üzere ya Bağdat, ya Şam, ya Riyad,
ya Adana-İncirlik ya da Diyarbakırda bulunuyordu.
Gerek siyasi ve askeri, gerekse meteorolojik ısının iyice
arttığı Eylül ayında, Dr. M. Kemal Ökenin gayretleriyle daha
önce yapılan başvuruya Ankara Büyükşehir Bele-diye Başkanı
Murat Karayalçın yanıt verdi: "Kızılırmak Sokaktaki Belediyeye
ait binanın bir dairesini kiralama isteğiniz kabul edilmiştir...
Sözleşmenin yapılması..."
Kemal Öke, yazıyı alır almaz Dernek adına bu işlemleri yürüterek
sonuca ulaştırdı ve 19 Eylül 1990 tarihinde alınan karar uyarınca,
o güne kadar çantada dolaşan EMDnin "Kızılırmak Sokak
26/5 adresine taşınmasına karar verildi. Yönetim Kurulunun
tüm üyeleri ve haberi alan bazı dernek üyelerinin heyecanı
dorukta. Hayal kurmakta da boş durulmuyor: "Şaşaalı bir
açılış yapalım, açılışı da Cumhurbaşkanına yaptıralım....",
"Yok yok, bir etkinlik düzenleyelim, açılışı da bu etkinliğin
sonunda yapalım ki ses getirsin..." Bütünüyle bir "yıkım"
olmasa bile ilk aşamada bu hayaller kursaklarda kaldı. Zira,
kiralanan dairenin ne elektriği, ne suyu, ne ısıtması vardı.
Kelimenin tam anlamıyla "izbe" bir daire görünümünde,
pislik ve kokudan içeri girilmiyor. Şaşkına dönse de Yönetim
Kurulu üyelerinin fazla alternatifi yoktu. Aynı binanın iki
dairesinde faaliyet gösteren ÇGD Genel Merkez Yönetiminden
de bazı bilgiler alınarak işe başlandı. Bir taraftan bina
içi eksiklikler giderilip boya-badana işleri yapılırken, diğer
yandan da, ofis için gerekli olan masa, sandalye, telefon,
oturma grubu, ocak, perde gibi ihtiyaçlar giderilmeye çalışılıyor.
Ali Bilge, sırtında hela taşı ile kan ter içinde merdivenleri
çıkarken bir taraftan da söyleniyor "Anneme hela taşı
hamalı olduğumu söylemeyin. O beni gazeteci sanıyor"…
Kemal Ökenin, fayans kutularını yukarı taşımaktan "imanı
gevremiş", Muzaffer Gençdoğan, TMO Genel Müdürü Ahmet
Özgüneşin Derneğe bağışladığı masa, sandalye, sehpa gibi malzemeyi
Güvercinlikdeki depodan Ömer Başıbüyükle birlikte kamyonete
yükleyip Derneğe indirmekten "helak olmuş". Taylan
Ertenin, oturma grubunu "ucuza kapatmak için" Sitelerde
dükkan dükkan gezerken "tabanları patlamış"… Velhasıl,
Türkiye ve dünya ekonomisini yakınen izleyip okuyucuya aktarmak
gibi ağır bir görevi olan EMDnin Yönetim Kurulu, alenen inşaatçılık
ve hammallık gibi "ulvi" görevle¬ri de yerine getirmeye
başlamıştı. Ama bu çabaların sonunda "Yuvamız" da
hazır edilmişti.
Kızılırmak Sokakdaki Genel Merkez ofisi, EMD tarihinde önemli
toplantılara da ev sahipliği yaptı. İlk aktivitemiz ise, artık
aramızda bulunmayan Serbest Bölgeler Genel Müdürü Yalçın Alaybeyoğlunu,
ölümünün birinci yılında anmak amacıyla yapılan top¬lantı
oldu. Ne yazık ki, bu "yuva"nın ömrü uzun sür¬meyecek,
Kocatepe Camiinin inşaat alanı içinde kaldığından çatır çatır
yıkılacak ve EMDnin Genel Merkezi, daha sonra yöne¬tim kurulunda
görev alacak olan ismet Hazardağlının evine "zorunlu"
olarak taşına¬caktı.
"Mali kurtuluş" balomuz
Bu arada, pek de içaçıcı olmayan maddi durumumuzu biraz daha
ferahlatabilmek için neler yapabiliriz diye de düşünüyor¬duk.
Zaten Sayman Ali Bilge de günde en az 15 defa "Ne yapıp
yapıp para bulalım" diyerek ensemizde boza pişiriyordu.
Hiç birimizde girişimci ruhu bulunmadığı için, aklımıza o
gün için herhangi bir kalıcı çözüm yolu da gelmiyor, kıvranıp
duru¬yorduk. Sonunda bir EMD "ilk"ine daha imza
atıldı ve bir balo düzenlenmesi kararlaştırıldı. Balo, 17
Mayıs 1991 tarihinde Hiltonun salonunda görkemli bir şekilde
ya¬pıldı. Tabi, bu iş bu kadar da kolay olmadı. Bir çok terslikle
karşılaşıldı, örneğin balo davetiyelerini dağıtmakla görevli
Komitede yer alan Mehmet Ali Balo, bu soya¬dından ötürü hiç
ummadığı zorluklarla karşılaştı. Düzenlenen balonun kendi
so¬yadı olmadığını anlatabilmek için yüzlerce kişiye "Hayır,
o balo başka balo efendim" demekten dili aşındı.
Balonun bir başka ilginç yanı da, daha son¬ra çok ünlenecek
olan gencecik bir bayan ses sanatçısının, o gece ilk kez bu
kadar seçkin bir davetli önünde magazin basını-nın tabiriyle
"sahne almasıydı". Bu sanatçı, günümüzün Muazzez
Ersoyu idi. Epey sıkıntı çekilmişti ama elde edilen gelir,
bu zahmete değmiş ve EMDnin maddi durumu iyice düzelmişti.
Bu nedenle, da¬ha sonraları bu balodan bahsederken Ali Bilgenin
deyimiyle "Mali kurtuluş balosu" olarak söz edilir
oldu.
3. Olağan Genel Kurul
Derken, 3üncü Olağan Genel Kurula git¬menin de gerekli olduğu
ortaya çıkınca, 25 Nisan 1992de Büyük Ankara Otelinde ge¬nel
kurul gerçekleştirildi. Genel Kurula çok sayıda dernek üyesinin
yanında üst düzey bürokratların da katılması 170 üye¬ye sahip
EMDnin genel kurullarını dışa açık yapmaya devam edeceğinin
de bir göstergesiydi. Ayrıca İstanbul ve İzmir şu¬belerini
temsil eden delegeler de ilk kez bu Genel Kurula katıldılar.
Genel Kurulun finansmanında Eximbank Genel Müdürü Ahmet Ertuğrulun
yardımlarını burada be¬lirtmek gerek.
Genel Kurula katılan İMKB Başkanı Yaman Törüner (O şimdi
ANAP Afyon Milletveki¬li), Türkiyede para ve sermaye piyasaları¬nın
içinde bulunduğu durum hakkında gö¬rüşlerini açıkladı, o günlerde
kurulması planlanan Altın Borsası hakkında bilgi ver¬di. Daha
sonra "1992 Yılında ihracat ve Sorun¬lar" konusunda
düzenlenen panel gerçek¬leştirildi. Prof. Dr. Tuğrul Çubukçunun
başkanlık ettiği panelde Eximbank Genel Müdür Yardımcısı Yaprak
Uras, Türktrade Başkanı Kamuran Sertel, sorumlu oldukla¬rı
alanlardaki gelişmeleri dile getirirken, Demir Çelik Üreticileri
Derneği Genel Sekreteri Hami Kartay da ekonomi bürok¬rasisine
yönelik eleştirilerini kendine özgü nükteli üslubuyla ifade
etti, sektörün so-runlarının giderilmesini istedi. Panelin
ardından da, çok sayıda üyenin aday gösterilmesiyle oluşan
çarşaf listeden EMDnin yeni yönetimi belirlendi:
Taylan Erten (Genel Başkan)
Semra Çetin (Genel Başkan Yardımcısı)
İsmet Hazardağlı (Genel Sekreter)
Nesrin Hocaoğlu (Genel Sayman)
Maruf Buzcugil (Üye)
Oya Berberoğlu (Üye)
Kamuran Abacıoğlu (Üye)
Ve... EMDnin ilk yayını
EMDnin yeni yönetimi, ilk iş olarak, aylık bir bülten çıkarılması
kararı aldı. İlk sayısı Mayıs 1992de çıkan "Ekonomi Basını"
adlı haber bülteni, mütevazı ölçülerde olması¬na karşın, Taylan
Ertenin ifadesiyle "Der¬neğin kurumlaşmasına hizmet etmeyi,
EMD üyelerinin gözü, kulağı, dili olmayı” hedefledi. Gerçekten
de bu yönde önem¬li bir boşluğu dolduran "Ekonomi Basını"
ne yazık ki 3 sayı çıkabildi. Yönetim Kurulunun 29 Mayıs 1993
tarihinde aldığı "Bültenin mali ve idari sorunlar nedeniyle
yayı¬nına ara verilmesi" kararı ile son buldu.
Bu dönemde, EMD tarihinde bir başka önemli gelişme daha gerçekleşti
ve Der¬nek, DPTnin 7inci Beş Yıllık Kalkınma Pla¬nı çalışmaları
için kurulan "Kitle iletişimi Özel ihtisas Komisyonu"na
resmen davet edildi. Bu toplantılara Taylan Erten ve Ma¬ruf
Buzcugil katılarak, kitle iletişiminin dü¬zenlenmesi ve planlanması
konusundaki Dernek görüşlerini resmi olarak dile getir¬diler.
Ayrıca bu konuda hazırlanan rapor da Komisyona sunuldu.
Yeni bir dönem ve ilk kitap
1994 yılına gelindiğinde, EMD basın ve ka¬muoyunda belli
yeri olan bir meslek ku-ruluşu olmuştu. EMDnin artık "Daimi
Di¬van Başkanı" görevinin omuzlarına yüklendiği meslek
duayenimiz İstiklal Yaradılışın başkanlığında 25 Haziran 1994
tarihinde yapılan 4üncü Ola¬ğan Genel Kurulda da bu özelliği
bir kez daha belgelendi. Bu Genel Kurulda Yönetim de değişti:
Zülfikar Doğan (Genel Başkan)
Mehmet Öngeoğlu (Genel Başkan Yardım¬cısı)
Maruf Buzcugil (Genel Sekreter)
Nesrin Hocaoğlu (Genel Sayman)
Orsoy Girgiç (Üye)
Servet Yıldırım (Üye)
Hanife Şenyüz (Üye)
Bu yönetim listesi, arada 5inci Olağan Genel Kurul yapılması¬na
rağmen 4 Mayıs 1997 tarihi¬ne kadar işbaşında kalarak, EMDye
gerek parasal, gerek mekan, gerekse yayın faaliyetle¬ri bakımından
büyük kazanım¬lar sağladı.
Genel Başkan Zülfikar Doğan, "Devri iktidar" dönemlerini
an¬latırken, adeta o günleri yeni¬den yaşadı. Bakın neler
söyledi:
"EMDnin uzun süre ‘bir çanta bir mühür’ olarak varlığını
‘sey¬yar’ şekilde sürdürmesi, artık yerleşik düzene geçme
zorun¬luluğunu da gündeme getirmiş¬ti. 1994 yılında seçilen
Başkanlığımdaki yönetim, bu yönde kol¬ları sıvadı. Öncelikle
Derneğe gelir sağlayacak bir girişimin or¬taya konması araştırıldı
Yönetim Kurulunda ve EMDnin bu yönde bir tartışma platformu
açarak, bunu kitaplaştırması be¬nimsendi.
O doğrultuda ortaya ‘Türkiyenin Gelece¬ğini Tartışıyoruz’
isimli kitap çıktı. Kitabın gerek hazırlanma, gerekse çıkış
aşamasın¬da Mazhar Koçakın bürosunu Derneğe tahsis etmesi
yanında Ali Bilgenin de kat¬kılarını burada takdirle anmak
gerek. Son¬radan, genç yaşta yitirdiğimiz İsmet Koçak kitabın
kusursuz çıkması ve basılması için gecesini gündüzüne kattı.
Kitapta yer alan röportajların yapılmasında ve düzenlen¬mesinde
aylar süren bir emek harcayan Mehmet Öngeoğlunu ve kitabın
‘fikir an¬nesi’ Semra Çetini ve Yönetim Kurulunun ateşli tartışmalı
toplantılarını unut¬mak ne mümkün. Tabii gerçekte akıllardaki
proje EMDnin kuruluşundan beri hep gündemde olan bir ekonomi
dergisiydi. Ancak kitap, derginin mali, teknik altyapı¬sının
hazırlanması için zorunlu bir aşamay¬dı.”
Gerçekten de "Türkiyenin Geleceğini Tar¬tışıyoruz"
isimli kitap, beraberinde büyük tartışma getirdi. Ayrıca satış
ve ilan gelirle¬riyle de EMDnin artık kendi ayakları üze¬rinde
durabilecek bir ekonomik güce ulaş¬masını sağladı. Böylece
Derneğin sürekli bir yer kiralaması, adres, telefon ve faksı¬nın
olması, Dernek merkezinde sürekli bir kişinin istihdam edilebilmesi
gibi olanak¬lar, bu kitaptan elde edilen gelir ve bu ge¬lirin
Yönetim Kurulu üyelerimiz Nesrin Hocaoğlu ile Servet Yıldırım
tarafından "akıllı şekilde işletilmesi" adeta kartopu
gi¬bi büyütülmesi ile sağlandı.
EMD fiziken de kurumlaşıyor
Zülfikar Doğan Yönetimi, kitabın piyasaya çıkışının ardından
zaman geçirmeden kira¬lık bir yer aramaya başladı. Öncelikle
de Dernekte profesyonel bir arkadaşın istih¬dam edilmesine
karar verdi. Bu aşamada, göreve gönüllü olarak Perin Pigey
(O şim¬di Rekabet Kurulu Basın Danışmanı) talip oldu. Zülfikar
Başkan, o günlerde yaşadıklarını da şöyle dile getirdi:
"Perin, EMDnin ‘eli, ayağı’ oldu. Hem Dernek Müdürü,
hem müstakbel Yazı İşle¬ri Müdürü, hem sekreterya gibi aklınıza
gelebilecek her işi hiç de yüksünmeden, zaman zaman sağlığını
yitirme pahasına, aciliyet gerektiren sağlık sorunlarını erte-leme
pahasına üstlendi. Perin ile birlikte emlakçıdan İzmir Caddesinde
kiraladığımız Dernek merkezinden önce gezdiğimiz pek çok kiralık
yerin ar¬dından yaptığımız kontratı ve attığımız im¬zanın
sonrasında, yeni Genel Merkezimizi heyecanla ziyaretimizi,
Yönetim Kurulundaki hiç bir arkadaşım unutamaz her-halde".
Ve.. "Ekonom" doğuyor
Derneğin telefonu bağlanmış, tabelası kı¬pıya asılmış, sıra
artık EMDnin 10 yıllık rü¬yası olan derginin çıkartılmasına
gelmişti. Yine, pideli, içli köfteli, lahmacunlu, ayran1ı
Yönetim Kurulu toplantılarından birinde (Zülfikar Doğan, yemek
paralarını herke¬sin kendi kesesinden ödediğini söylüyor ve
"kimsenin aklına bir şey gelmesin" di¬yor) Başkanın
önerisiyle derginin adımı "Ekonom" olması ve ilk
aşamada üç ayda bir çıkarılması karara bağlanıyor, aynı top-lantıda
Yazı İşleri Müdürlüğüne Perin Pigey, Genel Yayın Yönetmenliğine
de Mehmet Öngeoğlu atanıyor. Yayın Kurulunda ise Yaşar Bakan,
Nursel Gürdilek, Hanife Şenyüz, Cahit Uyanık ve Genel Yönetmen
(Nam-ı diğer Umum Yönetmen) Mehmet Öngeoğlu görev alıyor.
Bundan sonraki aşamayı yine Zülfikar Doğan’dan dinleyelim:
“Derginin basılacağı matbaanın seçimi için açılan ihalede
Ajans Türk, Naci Yatıkkaya, Ali Polat, Pelin Ofset gibi ajans
ve matbaalardan alınan tekliflerin değerlendirilmesi sonucu,
Ali Polat ve CEGAM seçildi. Profesyonelce hazırlanan, hemen
hepimi¬zin üzerinde titrediği Ekonomun ilk sayısı¬nı elimize
aldığımızda, geride bırakılan 10 yılın yönetim kurulu karar
defterlerinde defalarca yinelenen ‘dergi çıkarma kararı alınmıştır’
cümlelerinin somutlaşmasının sevincini yaşıyorduk. Yine kitapta
olduğu gibi, Dergide de Mehmet Öngeoğlunun emekleri unutulamaz.
Çünkü, neredeyse tüm vaktini Ekonoma ayırıyor, günün ge¬cenin
hangi saatinde arasak Öngeoğlunu derginin başında buluyorduk.
EMDnin dergi gündemi toplantılarındaki renkli tar¬tışmalar,
önerilen konular, yazıları yazmayı üstlenen arkadaşlar ve
‘Heyet’ tüm EMD üyelerinin katkılarıyla Ekonom bir yaşını
doldurdu. Hemen her sayısı içeriğiyle, dosya konuları ile
özgün ve ciddi yaklaşım-ları ile Ekonom, basının haber ve
referans kaynağı oldu, olmaya devam ediyor."
Ekonom, EMDnin kurumlaşması ve yaşa¬mını sorunsuz sürdürmesinde
en önemli adım oldu. Bu heyecanı, başından beri tüm EMD üyeleri
paylaşıyor. Ekonomun gelirleriyle Dernekin kendi teknik altya¬pısı,
dizgi sistemi, bilgisa¬yar kurma olanağının sağlanması da
cabası. Yanısı¬ra, Dernek, ikinci profesyonel yönetici-sekreter
olarak Satı Tazenin istihdam edil¬mesi olanağına da kavuştu.
Sıra diğer “ilk”lerde
4 Mayıs 1997 tarihine kadar görevini sür¬düren ve 400e ulaşan
EMD üyelerinin gü-venine fazlasıyla layık olduklarını gösteren
"Kabine" döneminde gerçekleştirilen di¬ğer “ilk”lerden
bir çırpıda sayılabilecekler de şöyle:
- Ankara ve İstanbul üyelerinin aralarında¬ki kaynaşmayı
artırmak amacıyla Abanta gezi düzenlenmesi,
- Başta Hazine Müsteşarlığı olmak üzere, ekonomi bürokrasisi
ile özel sektörün üst düzey yöneticileriyle yapılan üyelere
dö¬nük "bilgilendirme" toplantıları,
- Ankaradaki üyelerin bilgilendirilmesi amacıyla İMKBye düzenlenen
gezi,
- Derneğe Mali Müşaviri olarak Cemil Bakanın görevlendirilmesi,
- EMD İzmir Şubesinin faal üye sayısının azalması nedeniyle,
bu Şubenin feshi ve İz¬mirin "Temsilcilik" olarak
görevini sürdür¬mesi,
- Üyelerin genel görüşü doğrultusunda Va¬kıf kurma girişimlerinin
başlatılması,
- 1987den bu güne kadar geçen zaman içinde, çok sayıda maddesi
ihtiyaca cevap veremez hale gelen Dernek Tüzüğünün değiştirilme¬si
amacıyla Komisyon kurulması.
Tüzük de değişti
Zülfikar Doğanın başkanlığındaki Yöne¬tim, uzun bir çalışma
döneminin ardın¬dan, "yorulduklarını belli etmeseler
de" gerek Tüzük değişikliği, gerekse yeni üyelerin katılımının
sağlanması amacıyla Olağanüstü Genel Kurula gitme kararı aldı.
4 Mayıs 1997de İstiklal Yaradılışın Divan Başkanlığında yapılan
3üncü Olağanüstü Genel Kurul, EMD tarihinde en fazla katılımın
ol¬ması bakımından da dikkat çe-kiciydi. Tüzük değişikliği
öne¬risinin görüşülmesi sırasında zaman zaman İstanbul ve
An¬kara üyeleri arasında yaşa¬nan "önerge harekatı"
da, bu Genel Kurula verilen önemin göstergesiydi. Tüzük Komisyonu
üyesi Vecdi Seviğin 8 kez kürsüye gelerek mad¬de gerekçelerini
anlatmasının sonunda, tümü olmasa bile önerilen değişiklik
mad¬delerinin çoğu kabul edildi ve Tüzük deği¬şikliği gerçekleşti.
Kabul edilen diğer maddelerin yanında, bir Vakıf kurulması
konusunda yönetim kurulunun yetkili kılınmasına ilişkin mad¬de
değişikliği de, böylece "resmileşti". Ercan Devanın,
hepimizin sadece seçim meydanları ve salonlarında görmeye
alış-kın olduğumuz "duvar afışli" başkan aday¬lığı
kampanyası ise, gerek EMDnin de-mokratik yapısı, gerekse zaman
zaman gerilen havanın yumuşamasına katkı sağlar¬ken, üyelerin
bir bölümünün kuliste "yeni bir oluşum" arayışı
da dikkatleri çekiyor¬du. Hareketli anların sonunda sandık
açıl¬dı ve 10 yılın sonunda yeni yönetim belir¬lendi:
Taylan Erten (Genel Başkan)
Muzaffer Gençdoğan (Genel Başkan Yardım¬cısı)
Metin Türkyılmaz (Genel Sekreter)
Esra Yener (Genel Sayman)
Levent Akbay (Üye)
Cahit Uyanık (Yayın Kurulundan sorumlu Üye)
Osman Şenkul (Üye)
Seçilen yeni Yönetim, Genel Kurulun yüklediği görevlerin
yanında, EMDnin tü¬zel kişiliği bakımından "sorumluluğu
10uncu yılda varılan noktayı aştığının bi¬linci içinde",
Ekonomu temel çizgisini ko¬ruyarak geliştirmek, vakıf konusunu
bir so-nuca taşımak, ekonomi gazeteciliği meslek etiğinin
belli bir düzene sokulması adımını atmak ve diğer yeniliklerin
yanında, ülke ekonomisinin "gidişatında" gördüğü
eğri¬leri EMD adına eleştirmek ve doğruyu or¬taya koyarak,
üyeleri ve kamuoyunun "ağ¬zı, dili" olmak görevini
de üstlendi. İşte bu sorumluluktan hareketle de, Eko¬nomun
5inci sayısında okuduğunuz "Tari¬hi Çağrı”yı yaptı. Çünkü,
"Türkiyenin son l yıldır olağandışı siyasi ve ekonomik
ko¬şullar içinde bulunması" bakımından bu "çağrı"
bir zorunluluktu.
1987-1997. İğneyle kuyu kazar gibi var edilmiş bir meslek
örgütünün, EMDnin 10 yı¬lının hatırlarda kalan kısa öyküsü
işte böy¬le.
Yarınlara ışık olması dileğiyle...
|